top of page

UMUT DOLU NOTALAR

  • 1 Haz 2025
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Tem 2025

 Deprem sonrası Mersin’e yerleşen müzik eğitmeni Cansu Daloğlu Aytaç, kurduğu sanat merkeziyle çocuklara ve kadınlara yeni bir hayat umudu sundu. Sanatla iyileşen yolculuk, Antakya’nın köylerine uzanan bir dayanışma hikâyesine dönüştü. 


 

6 Şubat 2023 depremi sonrası eşiyle birlikte Mersin'e yerleşen müzik eğitmeni Cansu Daloğlu Aytaç, yalnızca kendi hayatını yeniden kurmakla kalmadı, aynı zamanda bölgedeki çocuklar ve kadınlar için umut dolu bir yol açtı. Mersin'de kurduğu müzik okulu sayesinde depremzede çocuklara sanatla moral olan Daloğlu, yardımseverlerin desteğiyle Antakya’nın bir köyünde kadınlar ve çocuklar için bir yaşam merkezi kurarak yaraları sarmaya devam ediyor. "Hayalim, bu merkezi Hatay’daki köylere de taşımak" diyen Daloğlu, destek çağrısında bulundu.

 

“GERİ DÖNÜP BAKMAK BİLE İSTEMEDİĞİM ZAMANLARDI”

 

İki çocuk annesi, 41 yaşında ve müzik öğretmeni Cansu Daloğlu Aytaç, 6 Şubat depremi sonrası yaşadıklarını anlattı. Daloğlu Aytaç, “Biz öyle günlerden geçtik ki… Eşimle bir gün konuşurken, ‘Benden eski bir ben bekleme’ dedim. O da aynı şeyi söyledi. O halimiz yok artık. Bir şey istiyorsak açıkça söylemeliyiz, çünkü eskisi gibi birbirimizi her zaman anlayamayabiliriz. İnsan olarak taşıdığımız pek çok şeyi yitirdik. O günlerin ardından en çok düşündüğüm şey şu: Biz buraya nasıl geldik? Nasıl normalleşebildik? Asıl mucize bu. Ben normalde kana bile bakamayan biriyim. Ama o süreçte yaralara dokunmak zorunda kaldım. Bu süreci nasıl geçirdik bilmiyorum. Geri dönüp bakmak bile istemediğim zamanlardı. Ama sadece çocuklar iyileşsin diye değil; kendi çocuklarıma, hayatıma ve başkalarına iyi gelebilmek için benim de orada, o sürecin içinde iyileşmem gerekiyordu. Onlardan ayrı değilim. Evi Mersin’e taşıdık, işler ve sorumluluklar burada devam ediyordu ama ben hâlâ haftanın birkaç gününü orada geçirmeye çalışıyorum” dedi. 


“SANAT BİZİM EN BÜYÜK

DAYANAĞIMIZ OLDU”

 

Daloğlu Aytaç, Hatay’ın Defne İlçesi’ne bağlı Aknehir Köyü’nde eğitim merkezi kurdu, ‘Yaşam Merkezi’ diye nitelendirdikleri yerde birçok çocuğa yaşam umudu oldu. Cansu Daloğlu Aytaç, “Defne’de, Aknehir Köyü’nde bir yaşam merkezi kurduk. Aknehir, birkaç köyle komşu olan yemyeşil bir köy. Deprem öncesinde 98 çocuğun yaşadığı bu köyde şimdi 406 çocuk var. İnsanlar buraya taşındı. Başlarda sadece bahçelerde ve parklarda çocuklarla çalışıyordum. Açık alanlarda, yapıların olmadığı yerlerde. Sonra kış geldi, yağmurlar başladı. Bir gün yine çalışmaya gitmiştik. Hava açar gibi oldu ama yeniden yağmur bastırdı. Orada eski bir belediye binası vardı, terk edilmişti. Muhtarla konuştum, anahtarı rica ettim. Önce ‘Belediyenin binası, açamam’ dedi. Ama ben burada kalamayacağımı, geri dönmek zorunda olduğumu söyledim. Sonunda ikna oldu ve binayı açtı. Orası o gün bizim için bir sığınak oldu. Zamanla, gizlice bir şeyler taşımaya başladım. Önce minder götürdüm, sonra piyano, soba, kitaplar derken bir odasını dersliğe çevirdik. Camı yoktu, kapısı yoktu ama içimizi ısıtan bir yerdi.

Daha sonra binanın belediyeye ait olduğunu öğrenip resmi tahsisini istedik. Kurduğumuz sanat kooperatifi üzerinden bu süreci yürüttük. Belediye binayı bize bedelsiz olarak verdi. Tadilatından kitaplıklara, oyuncaklara kadar her şey kişisel desteklerle, tanıdıklarımız ve dostlarımızın yardımlarıyla oldu. Sakarya’da bir kafede bile bizim için konser düzenlendi. İnsanlar kitaplarla geldiler. Onlarca kitabımız oradan geldi.

İlk zamanlar çocuklarla oturarak bile çalışmak zordu. Kaygı bozuklukları vardı. Yere oturmaktan korkuyorlardı. Ayakta atölye yaptık. Yavaş yavaş diz üstü oturma, sonra yere bağdaş kurma, sonra prefabrik yapıya geçme derken, sonunda güvenli bir binada saatlerce ders yapabilir hale geldik. Eskiden bir saat çalışabiliyorduk, şimdi iki saatten fazla süren dersler yapıyoruz.

En önemli şey şu: Çocuklar bu sürecin hiçbir aşamasından bağımsız değildi. Boyaları bizimle taşıdılar, temizlik yaptılar, bahçeyi birlikte düzenledik. Maddi destek bulamayınca, birlikte durup bekledik. Ama sonra herkes canla başla çalıştı. Şimdi o binada deprem olur mu diye bir korkuları yok. O bina onlar için güvenli bir alan artık.

Sanat bizim en büyük dayanağımız oldu. Ama bu süreci doğru yönetmek de çok önemliydi. Benim en büyük avantajım, oradaki sürece baştan sona tanıklık etmemdi. O çocukların öncesini ve sonrasını biliyordum. Bu yüzden neye ihtiyaçları olduğunu da görüyordum.

Sonuç önemli değil. Ben hep sürece önem verdim. Sonuç olur ya da olmaz… Ama bir gün kendi çocuklarıma, torunlarıma ya da öğrencilerime, “Ben o gün oradaydım ve elimden geleni yaptım” diyebilmeliyim. Kendime vereceğim hesap buydu. Bu hem etik hem de insani bir duruştu. Ve iyileştirmeye çalışırken biz de iyileştik” diye konuştu.

 

“DAYANIŞMA KONSERLERİ DÜZENLİYORUZ”

 

Mersin’deki Ronya Sanat Merkezi ile Antakya’da ki çocukların ücretsiz eğitim aldığı yaşam istasyonunu desteklemeye çalıştıklarını belirten Daloğlu Aytaç, “Birkaç sanatçı arkadaşımız var; mesela Gaye hocam, Necdet hoca ve daha birçok sanatçı dostumuz. Eğitim Yönetim Kurulu üyelerinin neredeyse tamamı sanat alanında çalışan kişilerden oluşuyor. Bir arkadaşımız var, ne Mersin’de ne Antakya’da, Datça’da yaşıyor. Deprem sürecinde defalarca bizimle geldi, çocuklarla sokakta birlikte çalıştı.

Bu süreçte kolektif hareket ettiğimiz, birlikte yol aldığımız arkadaşlarla bir yapılanma oluşturduk. Şu an Mersin’deki kooperatif bölümü, buradaki sanat merkezini iki yıl boyunca ticari olarak ayakta tutan ve eğitimlerin ücretli verildiği bir yer haline geldi. Buradan elde edilen gelirle Antakya’daki çocukların ücretsiz eğitim aldığı yaşam istasyonunu desteklemeye çalışıyoruz.

Antakya’daki merkezde yedi farklı branşta çocuklar eğitim alıyorlar. Ağırlıklı olarak sanat eğitimi veriliyor ama aynı zamanda YKS hazırlık, matematik, biyoloji, İngilizce gibi dersler de var. Oradaki öğretmenlerin maaşları bizim buradaki gelirlerle karşılanıyor. Dayanışma konserleri düzenliyoruz. Bu konserlerden elde edilen gelirle oradaki merkez besleniyor. Sanatçılar genellikle kaşe almıyor; halı ve piyano karşılığında sahneye çıkıyorum. Bu süreç hep böyle devam etti, maddi destek her zaman tam anlamıyla olmadı. Örneğin bir konser için sadece piyano ve halı vardı. İşte bu, bizim için çok özel.

Bölgedeki bazı projeler ise daha çok İstanbul merkezli derneklerin, kooperatiflerin Antakya’da şube açarak sadece proje üretme ve bütçe sağlama amaçlı olduğunu görüyoruz. Bu durum bizi üzüyor. Bizim kooperatifin şubesi özellikle Mersin’de kuruldu; sadece deprem sonrası kurulan ve destek/bağış için açılmış bir şube değiliz. Merkezimiz buradadır ve Antakya’yı finansal olarak besleyemiyoruz. Antakya şubesi konusu, benim için çok hassas ve hiçbir arkadaşım bunu kabul etmiyor.

Şimdi orada dersler öncelikli hale gelmiş ve çadırı prefabrik yapmaya yönelik bir proje var. Destek istiyorlar. Durumlar birbirinden çok farklı ama kamuoyuna yansıyan çalışmalar genellikle buradakilerden daha görünür oluyor. Bu sadece bir örnek. Günlük hayatımda buna benzer birçok duruma tanıklık ediyorum. Duyduğumda inanamadığım çok şey oluyor. Hibe olmadan, herhangi bir yerden proje desteği almadan, AB projeleri veya popüler desteklerin hiçbiri olmadan tamamen dostluk ve dayanışma ilişkileriyle buraya geldik. O bina iki yılda tamamlanacak bir bina değil; yavaş yavaş, emekle, gıdım gıdım yapıldı. En büyük destek ise buradaki emek.

Örneğin köye su gelmiyor, haftada bir gün geliyor. Biz o gün beş-altı damacana su alıyoruz, çoğu bitiyor. Suyun kalanı çok az. Şehir suyunu içemediğimiz için hazır su kullanıyoruz” dedi.


 

“ÖĞRETMEN İHTİYACIMIZ VAR”

 

Yaşam merkezinde hala öğretmen eksikleri olduğunu kaydeden Daloğlu Aytaç, “Hâlâ öğretmen ihtiyacımız var. Çünkü tahminimizden çok daha kalabalık bir öğrenci grubuyla karşılaştık. Çocuklar iki öğretmen daha istiyor: Biri matematik, diğeri gitar öğretmeni. ‘Tamam’ diyorum, bu taleple karşılaşmak beni çok mutlu ediyor. Çünkü başlarken en büyük kaygımız ‘Ya kimse gelmezseydi?’ sorusuydu. O kadar çok uğraştık ama gelmeyebilirlerdi de… Şimdi ise o kadar çok geliyorlar ki bu öğretmenleri nasıl finanse edeceğimizi düşünüyoruz. Henüz sıfırdan başladık, daha ayakta kalma mücadelesi veriyoruz. Bu yüzden zorlanıyoruz. İnsanlara açık açık şunu söylüyorum: Bir şey yaptınız mı? Bir şeyler daha yapabilirsiniz. Aylık ne kadar destek olabiliyorsunuz? Örneğin 5.000 TL mi? Bu miktar oradaki 5 saatlik bir dersin ücretini karşılıyor. Bunu karşılayın ama düzenli yapın. Aylık katkıda bulunun, ders ücretlerini üstlenin. Şu an böyle bir sistemi destekleyecek bir internet altyapısı kurmaya çalışıyoruz. ‘Ben 50 TL verebilirim’ diyorsanız, çok güzel. Ama bunu düzenli yapın. Kredi kartınızı tanımlayın, her ay 50 TL otomatik olarak aktarılsın. Biz de ders programlarımızı ne kadar süreyle sürdürebileceğimizi, yıl boyunca hangi hazırlık derslerini verebileceğimizi planlayabilelim. Kaç öğretmeni daha istihdam edebiliriz? Kaç çocuğa daha ulaşabiliriz?

Biz bir ‘proje’ demiyoruz, hatta bu kelimeyi kullanmak bile istemiyoruz. Bu bir öngörülebilir ve sürdürülebilir eğitim planı. Bunun için çalışıyoruz. Eğer bu altyapıyı kurabilirsek, başka lokasyonlarda da eğitim verebiliriz. Ve buna çok açık çocuklar var. Hedeflediğimiz bazı köyler ve mahalleler var ki; gerçekten nokta atışı, başarı potansiyeli yüksek yerler. Elbette bu çalışmaları orada da sürdürmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.


 

“ÜRETİYORLAR AMA NE YAPACAKLARINI BİLMİYORLAR”

 

Kadınların kendi çabaları ile atölye kurduklarını ve onlara da elinden gelen desteği verdiğini anlatan Cansu Daloğlu Aytaç, “Kadınların orada çanta ve aksesuar üretimi yaptıkları küçük atölyesi var. Kadınlar kendi imkânlarıyla üretim yapmışlar. Dikiş dikiyorlar. Gittiğimde bana, ‘Biz bir şeyler yapıyoruz ama ne yapacağımızı, nasıl satacağımızı bilmiyoruz’ dediler. Şimdi onlara bir sosyal medya sayfası kuracağız, ürünleri oradan paylaşacaklar. Hocaları var ama o ürünlerin satış sürecini yönlendirecek bir desteğe ihtiyaçları var. Kadınlar bu atölye için çok heyecanlı.

Biz aslında bir üretim kooperatifi değiliz. Bizim misyonumuz sanatı taşımak, yaymak. Ama kooperatif olduğumuz için bazı haklara sahibiz. Örneğin önümüzdeki ay Antakya'da Sanat Çarşısı’nda bir dükkânımız olacak. Bizim kendi ürettiğimiz ürünler yok, çünkü ekibimiz flütçü, heykeltıraş, ressam gibi sanatçılardan oluşuyor. Ama o çarşıdaki şubemizi kadınlara vereceğiz. Onlar sabun yapıyor. İnanılmaz kaliteli ürünler. Biz Antakyalıyız ama bu kadar güzel sabunlar görmedik. Maya kullanmadan yapılan peynirler, yoğurtlar… Harika el örgüsü ürünler, örneğin örgü bikiniler, tığ işi çantalar… Üretiyorlar ama ne yapacaklarını bilmiyorlar. Küçük bir grupla bir araya gelip yığınla ürün oluşturmuşlar. Sanat merkezimizde de onların bir atölyesi var. Keşke orada daha çok olabilsek…” şeklinde konuştu.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Sizde Katılın!

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • X

© 2025 IRAZ ERDEN. Düşünceler, kelimeler ve ilham burada birleşti. Tüm hakları saklıdır

bottom of page